6/11/2009

Zorba’yı Nasıl Sevdim!

 

Zorba’yı tanımazdım. Küçükken televizyonda görmüştüm bir kere. Siyah beyaz bir filmdi ve  Anthony Quinn canlandırmıştı onu. Sadece kollarını iki yana açıp, bizim efeler gibi oynadığını hatırlıyorum. Bir de biraz bize benzediğini…

 

Onunla ilk hakikatli tanışmam Ece Temelkuran’ın yazısıyla oldu. Okuyanus Yayınları'ndan çıkan "Kahramanlar Kitabı"nda; edebiyatçılar sevdikleri edebiyat kahramanlarını yazmışlar. Ece Temelkuran’ da Nikos Kazancakis’in Zorba'sını yazmış. Milliyet gazetesindeki köşesinden okumuştum, “Zorba, Sevgilim!” adlı yazısında bakın onu nasıl anlatmış Temelkuran: 

 

Zorba, erkektir. Bildiğin erkek. Kadınlarla erkeklerin ayrı şeyler olduğunu bilen bir adam; ki en zor bilgidir bu. Hafiften alan ağır bir adamdı. Neşeli biri, kollarını dev gibi açıp oynayan. Makamlı bir adam; nihavend bazen, bazen acem aşîran. Kendini annesinin cebinde unutmuş adamları sevmem ben; çocuk gibi bir adam değildi Zorba: Adam gibi bir adam! Kadınların basit varlıklar olduğunu bilen biriydi; en çok bu yüzden severdim onu. Öyle bakabilirdi ki bir kadına o kadın en güzel kadın olurdu bir anda. Şöyle tuttu mu seni, sanki artık kimse sana değemezdi; onun arkasına saklandığında göremezdi seni insanlardan hiçbiri. Yaramazlıkları vardı, ayıp yaramazlıkları ama onu bir tek ben bilirdim, onu bir tek o. Ben söyleyemem kırılıp döküldüğümü, kızgın bir çocuğa dönüşürüm yaralandım mı, bunu bilip doğru yerden tutuverirdi beni. Dans ettim mi izler güzelce, şarkı söyledim mi dinlerdi çiçekli. Yani gerçek bir erkek gibi. Sabahları keyifli olurdu Zorba, uykularının tamamını uyumuş gibi. Yatakta sıkıştırırdı beni. Bütün kadınlar sabahları çocuktur aslında; öyle davranabilirdi bana. Severdi yani beni. Sadece severdi sabahları. Ben gitmeyi severim. Çekip gitmek gibi bir kaderim var benim. Belki de bu yüzden en çok Zorba'yı sevdim, çünkü sadece beraber çekip gidilecek adamlarla kalabilirdim. Bir yerde durmaya ancak onlarla dayanabilirdim. Bir de işte kolları uzun ve güçlüydü. Ben onu oynarken seyretmeyi çok severdim. İçim akardı benim, içim ona doğru akmaktaydı her daim…” diye…

 

Bu yazıyı işyerinde okumuş, mesai bitiminde soluğu kitapçıda almıştım. Zorba, okumaya başlamadan sevdiğim ilk edebiyat kahramanıdır desem abartmış olmam.

 

 

Peki Ben Kimim?

 

Bazı kitaplar insanı zorlar. Zorba, sade anlatımıyla anlaşılması kolay bir kitaptır. Ancak zor bir kitaptır! Ağzınızın suyu akarak, hatta satırların altını çizerek okursunuz. Zira, Zorba basit bir adamdır. Falancanın kocası, filanca şirketin sahibi,  boyunca çocukların babası oluşundan filan bahis bile edilmez. Çünkü hiçbiri değildir. O, bilek ve yüreğinin kuvvetiyle, hayatın içine neşe, iştah ve muhabbetle dalışıyla, sirtakisiyle, santuruyla, kadınlarıyla, doğa sevgisiyle sadece Zorba’dır! Sırf bu nedenle kahramanınız olur, içine düşersiniz. Okuyup bitirdiğinizde rafa kaldırıp unutamazsınız onu, peşinizi bırakmaz…Seversiniz bu adamı…

 

Zorba zor bir kitaptır çünkü bu basit adam hayatın en mühim sorusunu sordurur: “Peki ben kimim?”    

 

Hayat Bilgisi

 

Okullarda, hayat bilgisi niyetine öğretilmeli bence bu “nasıl sevmeli” dersi. Bu derste yok yazılan öğrenciler hep eksik kalıyor çünkü…   

 

 

 

 

2/11/2009

Derinlik Sarhoşluğu

2/11/2009

Tatlı Hayal



Bilir misin,

Bir insanın eli, ayağı kolu gözü olmak ne demektir.

Bilir misin bir çift yürekli sözcüğün ağızdan çıkması için, sırça köşkten çıkmasına gerek yoktur.

Bazen sadece ve sadece..

Ankara’da sadece bir apartmanda..

Sade bir evde..

Kimsenin belki dönüp bakmayacağı..

Aynaya bakarken kendinden bile emin olmayan..

Kararları kararsızlıkları..

Gülüşleri..

Adımları belli belirsiz birinin ağzından çıkması yeterlidir.

O insan ki..

Sözü..

Özü..

Sadece çocuktur…


2/11/2009

Ağustos Böceği Tembel mi?

Hikayeye bir de Sunay Akın gibi bakalım !

Bir Ağustos Böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir larvada ortalama  olarak 12 yıl bekler.         

Evet, tam 12 yıl. 12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılıdır: Ağustos. Yani topu topu bir ay... Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.                     

Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.                           

Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık. Ömrün bir ay...

Buldun, buldun...

Bulamadın, bir daha yok.

Siz olsanız çalışır mıydınız?

 

28/10/2009

İçiyorsak Sebebi Var!

Bunu içersen; üzüm ve anason eken çiftçiler kazanır, alkol üretim fabrikası kazanır, rakı üreticileri kazanır; bayileri kazanır, meyhaneler kazanır, peynirciler kazanır, mezeciler kazanır, balıkçılar kazanır, şişe üreticisi kazanır, nakliyeci kazanır, taksiciler kazanır…

 Velhasıl tüm Türkiye kazanır... 

 Bir tek sen kaybedersin...

 O halde ne yapıyoruz?

 Rakı içiyoruz ekonomiye katkıda bulunuyoruz!

 İçiyorsak sebebi var?

 Sırf ekonomiye katkı olsun deyu…

 Şayet kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime diyorsanız aşağıdaki linki tıklayınız:

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/1677/kartallar-yuksek-ucar---banazli-ismail---alev-taskin---kimseye-etmem-sikayet

27/10/2009

MODA MI DEDİNİZ?

Bazıları modadan hiç etkilenmezler. Onlar demode olma kaygısı taşımaksızın kendi stillerini yaratırlar…   







İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı...

Ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var

sımsıcak bir merhaba diyecektim

başımı usulca dizine koyacaktım

dört gün dört gece susacaktım

yağmur sönecekti yanacaktı

sameland seferden dönecekti

duvardaki saat duracaktı

kalbim kendiliğinden duracaktı

ben hiç böylesini görmemiştim

vurdun kanıma girdin itirazım var

Attila İlhan’ın Emperyal Oteli adlı şiirinden

 

20/10/2009

Nasihat

 82 yaşındaki Betûl Mardin’den Nalân Apa’ya 40 yaş öğütleri

 1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.

 2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

 3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini “update” et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

 4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

 5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

 6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!

 7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesele benim babam, hiç üşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda’sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

 8. Olumlu olacaksın.

 9. Bazı şeyleri kabul edeceksin: Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

 10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği olduğunu bileceksin!!!

 Ayşe Arman’ dan alıntıdır ve bence şahanedir. Bundan bir tane de çıktı alıp odamın duvarına asıcam J 

 

 

 

19/10/2009

Canevi

"....Boynu, birazcık bile olsa edebiyat belasıyla bükülmüş olanların, hep merak ederim, ‘kötülüğün sıradanlığının’ taçsız kral olduğu bu ‘normal’ hayatta nasıl durdurduğunu, durabildiğini? Ben sık sık zorluk çekerim de... O yüzden...." Ece Temelkuran 

16/10/2009

AYRILIĞIN YÜREĞİ

Sessiz sedasız yaşayan bir ayrık otuydu Orta Anadolu’da

Kıtlıktan önce.

En küçük bir şeyden coşardı

Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak ‘a doğru

Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi.

Bir bulut geçsin üstünden

Ayrılıktan çıkardı.

Dünyayı, derdi, dünyayı

Hiçbir şeylere değişmem.

 

Şimdi yaşamak istemiyor.

 

 

 İLHAN BERK

 

12/10/2009

en güzel kadın

en yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en
seven,
en büyük, en güzel kadın :
toprak
nerdeyse doğuracak
doğuracaktı.

Nazım Hikmet
Şeyh Bedrettin Destanından...


Farid Farjad,Robebah Jan -